Üçüncü Taksim Yeniçeri İsyanı

İLK ikisi ne zaman vukuu bulmuş bilinmez. Tarih kitapları, hiçbir gerçeği yazmadıkları gibi, bu gerçeği de yazmaz.

Onca kan dökülmüştür, insanlar toprağa dökülmüştür, analar ağlamıştır, babalar ağıt yakmıştır…

Kimse laf arasında bile anmaz, anlamaz.

Baş kaldıranların, isyan edenlerin, güce karşı duranların hikayeleri unutulmuştur, dinlenmez.

Göğün rengi kızıla, meydanlar direnişe, kuşlar yüksek oktavdan çığlığa sürgün edilmiştir; boğazın suları, denizin dalgaları, okyanusun balıkları çekilmiştir, yas tutmaya yeltenmiştir…

Kimse bilmez.

Kimse dinlemez.

Bilenler anlatmaz.

GÖRGÜ TANIKLARI

İlk ikisi ne zaman vukuu bulmuştur bilinmez amma, üçüncüsüne şahitlik ediyor Taksim Meydanı. Yeniçeriler kuşanmışlar silahları, ellerine almışlar oklarını, çıkmışlar İstanbul’un en meşhur meydanına. Direnişin ayak sesleri, gümbür gümbür duyuluyor Gümüşsuyu’ndan AKM’ye çıkan yokuşta.

Kuaförden taze çıkmış, sapsarı saçları ve yüzündeki botokslarıyla tarih olduğunu belli etmemeye çalışan bir teyze soruyor sesinin en sertiyle: “N’olmuş yahu bizim Taksim’e?”

Babasının çok sıfırlı bir banka hesabına sahip olduğunu kolundaki çantayla, sırtındaki kocaman marka ismini taşıyan teşhirci kazağıyla ve yayvan ağzıyla belli eden bir genç kız da söylenmeden edemiyor: “Bu bir şaka olmadı herhalde!”

Kemancı günlerini terk edemeyen uzun siyah saçıyla beyazlamaya başlamış sakalı birbirine karışmış; iki çocuk, bir eski ve bir yeni, toplamda iki eş sahibi olmuş, zamana karşı duramamış ama zamana da yenilmemeye çalışmış “ah o eski günler” diye sayıklayan ağabey de gözlerine inanamadım, bayılacakmış gibi oldu.

Esnaftan homurtular yükseliyor, büfelerde oturan insanların sayısı gittikçe azalıyordu. Denk gelebilecek tek bir ok bile cana mal olabilir, ıslak hamburger müşterileri eksilebilirdi sonuçta. Beyaz önlüğü ve döner sarısı şapkası terden sırılsıklam olmuş amcamız baktı, baktı, baktı. O da güldü.

Deheştül vahşet durumumuza gülebilecek kadar laçkayız, ne güzel!

DEDİK DEDİK DİNLETEMEDİK

Tabii ki her şey yeniçerilerin ellerine oklarını alıp, altlarına eteklerini giymeleri ve Taksim’i kuşatmalarıyla başlamadı.

Her savaş gibi, bunun da sebepleri vardı, adım adım geliyordu, işin ucunun buraya varacağını belli ediyordu.

Tanınmış yüzü gittikçe eskitildi Beyoğlu’nun, paramparça edildi.

Asmalı’da sokağa masa-sandalye atmak yasaklandı önce, sonra Cihangir’de bira içen çocuklar dayak yedi. Balık Pazarı meyhaneleri zora sokuldu, yalan haberler uyduruldu, her rakı içen “sarhoş, alkolik” ilan edildi, milli içki “ayran” çıktı. Onlar da yavaştan ellerini ayaklarını çektiler, “Size kolay gelsin” deyip gittiler.

Müşterisini kaybeden meyhane kime çaldırsın kanunu, pişirsin balığı değil mi yani?

E, haliyle keyfi kaçtı semtin, geleni gideni azaldı; İnci’nin binası gitti, İstiklal’de profiterol yeme kültürünün üzerine toprak atıldı. İnsanlar gelmemeye, gezmemeye başladı.

Sahaflar dayanamadılar, artan kiralara direnemediler, toplumun ihtiyaç listesinde 200 küsürüncü sıraya yerleşen bir nesne olarak kitabı satamadılar; ya kurumsallaştılar, telefon kılıfı da satmaya başladılar ya da pılı pırtıyı toplayıp “selametle babalar” dediler, gittiler.

Librerie de Pera’nın yerine dönerci, Robinson Cruseo’nun mekanına da nargileci açılmıştır herhalde.

Sinemalar, tiyatrolar, sanat merkezleri yandı kül oldu zaten; Sinepop mu kaldı, Muammer Karaca Tiyatrosu mu, Salt Beyoğlu mu?

Emlak vergileri arttıkça arttı, yalnızca markaların yaşayabileceği bir Beyoğlu yaratıldı. Nike’ımız da McDonald’s’ımız da var çok şükür.

YA NE OLACAKTI?

Son ve ölümcül darbeyi yeniçeriler vurdu.

Yılların Taksim’ini ele geçirdiler, turan taktiğiyle çevrelediler, fethettiler. Oklarını çıkarttılar, omuzlarına astılar, Beyoğlu’na doğrulttular.

İlk ikisi ne zaman yaşanmış bilinmez de sonuncusu bize denk geldi; yıllardır üzerinde çalıştıkları “Beyoğlu’nun Fethi” projesinin son demleri önümüzde şimdi…

Taksim’den Şişhane’ye uzanan tramvayın yoluna beton döktüler, Cadde’nin rakımını yükselttiler, yokuşa boğdular, beton yokuşlara…

Koşun dostlar, biri sıkacak şimdi vallaha!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir