Röportaj: Dolu Kadehi Ters Tut

Bu röportajımızda sorgu lambasını 2014’ten beri Dolu Kadehi Ters Tut ismiyle müzik yapan Uğurhan ve Oğulcan’a çeviriyoruz. Röportaj boyunca metal müzikten alternatife akan bir serüvene, şarkıların fikir aşamalarına, grubun hayallerine, hatta Oğulcan ve Uğurhan’ın çocukluklarına dahi tanıklık edeceğiniz sorular var. Sizi grupla baş başa bırakıyor ve Dolu kadehi ters tutun diyoruz. 

Soru: Hangi okullardan mezun oldunuz ve okuduğunuz okulun müziğinize bir katkısı oldu mu?

Uğurhan: Okan Üniversitesi’nde Gastronomi okudum. Okulun müziğe bir katkısı olmadı ama müziğin okula bir katkısı oldu çünkü okula müzik yarışmasından burs alıp öyle başladım.

Oğulcan: Ben Mimar Sinan’da Sinema okuyorum hala, son dönemim. Okulun müziğe katkısı, müzik açısından olmasa da klipler açısından oldu. Okul sayesinde oluştu kliplerimiz.

Soru: Dolu Kadehi Ters Tut nasıl bir araya geldi ve bu ismi koymaya nasıl karar verdiniz?

Uğurhan: Daha önce zaten başka bir tarz müzik yapıyorduk birlikte.

Oğulcan: Metal (gülüyor) bana çok eski gibi geliyor, yaklaşık 4 sene önce ama 10 yıl önceymiş gibi. Bizim ufak bir tanışıklığımız vardı. Ben eskiden vokaldim, sonra “ben sadece gitar çalmak istiyorum” dedim. Uğurhan’ı da tanıyordum zaten, konuştuk aramızda. O günden beri de beraber çalıyoruz.

Dolu Kadehi Ters Tut ismi de gruba isim düşünüyorduk…

Soru: Mesela?

Oğulcan: Bir sürü isim düşünülmüştü, mesela Sözünü Tutankhamon, Polonya’nın Başı Belada da gruba başta isim olarak düşünülmüştü.

Uğurhan: “Kedi Olduğunun Farkında Mısın” vardı.

Oğulcan: Böyle isimler düşünmüştük, ilk başta “Lavuks” tu grubun ismi, Lavuks’u sevdik aslında. Hikayesi daha enteresandı. Uğurhan’la gitar çalıyorduk, grubun şarkılarını daha yeni yapıyorduk. Abim geldi, “N’apıyorsunuz lan lavuklar?” dedi, biz güzel isim olduğunu düşündük ama sonra fark ettik ki bir tek bize güzel bir isimmiş. Lavuks’tan güzel tepkiler almayınca dedik o zaman bari çok anlamsız isimler koymayalım, uzun bir isim koyalım. Ondan sonra yarın öbür gün şaka yaptık demeyelim; tabi şaka anlamı da var ama yine de bir dayanağımız olsun, Ömer Hayyam’dan olsun. (Oğulcan bu duruma örnek bir diyalog seslendirmekten de geri kalmadı)

+Dolu Kadehi Ters Tut ne lan, saçmalamayın sözlükten rastgele kelime seçmişsiniz.

-Ama abi Ömer Hayyam…

+Ha tamam o zaman. (hemen bir ön ilikleme efekti)

Soru: Nerelisiniz, memleketinizin karakterinizde bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Oğulcan: Benim dış görünüşümde olmuştur herhalde, İstanbulluyum ama Türkiye’nin en uzak doğusu olan Iğdırlıyım ben aslında. Yani Ankara’nın ötesine hiç geçmedim hayatım boyunca ama olmuştur. Sonuçta babam Iğdır doğumlu, ne kadar olmamış olabilir ki? Babam mesela İran’a çok gider, ilgi duyar. Ömer Hayyam’a olan ilgim de oradan gelmiş olabilir, küçüklükten beri seviyorum çünkü. Ama Farsça iki kelime bilmem tavla zarları hariç.

Uğurhan: Ben İstanbulluyum, ne etkisi olduğunu bilmiyorum şehir çocuğuyuz sonuçta. Apartmanda büyüdük.

Soru: Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Uğurhan: Apartmanda geçirdik, atari, playstation, sokakta futbol falan oynayarak.

Oğulcan: Sokakta bir şeyler yapan son nesil olduk biz aslında. Ben bir ara küçük bir çocukla abisine gitar dersi veriyordum, küçük çocuğun dersle alakalı en sevdiği şey abisinin bilgisayardan kalkması ve onun oturabilmesiydi. O yüzden biz biraz daha sokakla yeni teknolojinin karıştığı bir yerdeydik. Onun dışında apartmanda büyüdük. Bir de ben ailenin en küçük çocuğuydum, abim ve ablalarım benden 10-18 yaş kadar büyükler o yüzden ben biraz etliye sütlüye karışmadan, uzaktan uzaktan kendi halimde büyüdüm. Aile dramalarının dışında, kavga gürültü bir şey varsa ben ekmek kola almaya giderdim.

Soru: Çocukluğunuzda olup da şu an olmayan, özlediğiniz bir şey var mı?

Oğulcan: Ps1, Crash Bandicoot.

Uğurhan: Ben 13 yaşımdan sonra taşındım, 13 yaşıma kadarki oturduğum evde çok fazla komşuluk ilişkileri vardı. Annemin arkadaşı, kızı… çok fazla arkadaşlık ilişkisi vardı. Şu an oturduğum apartmanda hiç öyle bir şey yok, mahallede bile yok. Dışarı çıkıp sokakta falan muhabbet edebileceğim bir arkadaşım yok.

Oğulcan: Hani şimdi LoL falan oynanıyor ya; LoL’e girersin ve bilirsin arkadaşların online olacak, bizde mesela mahallede bir ağacın altı var ve bilirim hepsi orada online olacak canımız sıkıldı mı gidip orada çevrimiçi oluyorduk. Öyleydi o zamanlar, telefon yok bir şey yok en kötü camdan bağırıyorsun. Bunları yaşamak özel oldu bizim için, şimdi isteseler de yaşayamıyorlar. Bizim mesela Kadıköy’deki evin orada çocuklar top oynuyorlar. Bayağı acı verici bir şeymiş o, bizi bağırıp kovalayan herkesten özür diliyorum ama bir yandan da hiçbir şey diyemiyorum çocuklara çünkü hiç kalmadı artık öyle, oynasınlar diyorum, çekeriz.

Soru: Eskiden kimleri dinlerdiniz, şimdi kimleri dinliyorsunuz? Grup olarak örnek aldığınız bir rol model var mı?

Uğurhan: Ben metal dinlerdim, çok uzun zamandır öyle uzun süreli metal dinleyemiyorum. Mesela bir ara çok fazla Children of Bodom dinlerdim, tişörtlerini falan giyerdim, posterlerini asardım. Sonra o Amon Amarth oldu, sonra Nevermore falan derken daha yumuşaklaştı. Şimdi de mesela John Mayer vs. Hala bir Guns’n Roses çalarken, Bon Jovi çalarken hoşuma gider. Son zamanlarda da Türkiye’de alternatif müzik adına kimler neler yapıyor onlara bakıyorum, onları merak edip dinliyorum.

Oğulcan: Benim abimin bir lafı var bununla ilgili, küçüklüğümden beri hep “Bakalım bir dahaki dönemin ne olacak?” der çünkü benim hep bir dönemim olurdu. Rock müzikten önce rap dinliyordum, ilk böyle The Cure dinlediğimde dedim ki ben bu müziği dinleyeceğim artık, gitara falan başladım. Sonra Red Hot Chili Peppers dönemim oldu, çok uzun sürdü ve aslında gitmedi, hala dinliyorum. Ondan sonra dönem diyebileceğim ufak bir System of a Down bölümünden geçip Metallica’da kaldım bir süre. Megadeth, Lamb of God’lara falan geldikten sonra da frene bastım ineyim artık bu durakta diye.

Soru: Alternatif gruplardan dinlediğiniz kimler var

Uğurhan: Son zamanlarda Deniz Tekin’i çok dinliyorum bir de Ezhel dinliyorum.

Soru: Grup olarak şu noktada olsak dediğiniz grup?

Aynı anda: Ylvis

Oğulcan: Ylvis, What Does The Fox Say’i yapan adamlar ama tabi onların diğer işlerini dinlemeniz lazım. Bizim bu kadar kliplere düşkün olmamızın sebepleri de onlardır. Her izlediğim işleri için “keşke bunu ben yapmış olsaydım.” diyorum. Stonehenge, Old Friends falan. Old Friends hatta direkt Dolu Kadehi Ters Tut’u sat; o işi, o klibi ben yapmış olayım ve sıfırdan başlayalım her şeye.

Soru: Sahneye çıkmadan önce yaptığınız ritüeller var mı?

Oğulcan: Öyle aramızda bir muhabbet dönüyor. Konserler için kafa yoruyoruz aslında, ne yaparız da konser eğlenceli olur oturup düşünüyoruz.

Her konserde ayrı bir şey yapıyorsunuz, her konserin biletini çizdiriyorsunuz.

Oğulcan: Evet, o bizi uzun vadede zorlayacak gibi.

Uğurhan: Hepsinde farklı bir deneyim yaşatma çabamız var ama nereye kadar gidecek bu bilmiyoruz.

Oğulcan: Şu ana kadar hiçbir konserimiz birbirinin aynısı olmadı diyebilirim rahatlıkla, bir komedyen olur; izlersin, gülersin sonra başka bir gösterisinde yine aynı şakaları görürsün. Bakarsın aslında tiyatroymuş. Oysa o şakaları yaparken ne kadar sevimliydi dersin ya bizde de aynı muhabbet aynı laflar şakalar olsun istemiyoruz ama mesela İzmir, Ankara gezeceğimiz durumlarda ne kadar farklı olur bilemiyorum. Eğlenceli bir format hazırlarsak ufak tefek şehrine göre, ortamına göre dokunuşlarla halledebiliriz. Bakıyoruz konserden konsere ruh halimiz değişiyor, insanlar değişiyor biz de kendimize spontane oynayabileceğimiz açık kapılar bırakıyoruz.

Soru: Müzik dışındaki ilgi alanlarınız neler?

Oğulcan: Benim kurgu, film ve her türden kitap. Satranç da var mesela, hiçbir zaman çok iyi olmadım ama görsem uğraşıyorum, oyun izliyorum. Aslında çok fazla hobim var ve hepsine yetişip ilgilenmek zor.

Uğurhan: Benim son zamanlarda bıraktığım baristalık, kafe, işletmecilik. Hala kafamda birkaç şey var ama bekletiyorum bakalım

Soru: Genel olarak sözleri kim yazıyor ve yazarken nelerden etkileniyorsunuz?

Uğurhan: Sözleri birimiz yazmıyoruz, Oğulcan’ın yazdığı da çok oluyor benim yazdığım da çok oluyor. Birbirimizin yazdıklarına dokunuşlar yapıyoruz, genelde bir konu buluyoruz ve o konunun üzerine gidiyoruz. Oğulcan’ın tek başına gittiği de oluyor benim de. Birleştiğimiz noktalar oluyor, bazen aynı anda oturup düşünüyoruz. Yani şarkıdan önce hikayesini yazıyoruz.

Oğulcan: Yaşanmışlıklardan da fikir alıyoruz ama tamamen hiçbir şey yokken “hadi abi” diyip oturup şarkı yazdığımız da oluyor.

Soru: Yaptığınız şarkılardan en sevdiğiniz, sizin için özel olan bir şarkı var mı?

Uğurhan: Bana en son yaptığımız hep en güzeliymiş gibi geliyor, yeni olduğundan veya üstüne katıyorsak onun için olabilir. Yeni olan böyle çok fazla dinlenmemiş, söylenmemiş, yeni yazılmış olduğu için.

Oğulcan: Aslında şunu yapmak istiyordum ama bu çıktı gibi bir sorun yaşamıyoruz, o an yapmak istediğimizi yapıyoruz, istemediğimiz bir şeyse yapmıyoruz. Zaten en günceli de o olduğu için en çok hoşumuza o gidiyor. Mesela atıyorum “Yapma N’olursun çok güzel ya” deseydik hep Yapma N’olursun gibi şarkı yapıyor olurduk muhtemelen. O dönem hoşumuza ne gidiyorsa onu yapıyoruz. Son single’lar hep daha güzel geliyor.

Soru: Bandrollü albüm çıkarmayı düşünüyor musunuz?

Oğulcan: Süs olarak evet ama internetten yürüyeceğiz.  Youtube’dan özellikle çünkü işlerimizi görsel yapmaya çalışıyoruz. Gücümüz yeterse her şarkıya klip çekmek istiyoruz.

Soru: Düet yapmayı düşünüyor musunuz?

Oğulcan: Düşünüyoruz, bu aralar görüşüyoruz, üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Bakalım, şu anki umudumuz klipli bir şeyler yapmak.

Soru: Klipleri arkadaşlarınızla mı çekiyorsunuz?

Oğulcan: Tabi ki arkadaşlarımız yardım ediyor. Mini bir ekip var ve  içinde okuldan arkadaşlar da var. Aldattın Mı ve Anamız Babamız Yok Deriz’i prodüksiyon olarak da tamamen biz yaptık. Ben yönetmenliğini yaptım, herkes bir işin ucundan tuttu. Sektörden tanıdıklarımız çok yardımcı oldular, destek verdiler ve o şekilde mümkün oldu. Bütçe olarak komik rakamlarla yapılmış işler ve bakıyoruz çok daha yüksek bütçeli işlerden daha özenli oldular. Bunun sebebi de ekipçe özverili olmamız ve profesyonel hayatta da bununla ilgileniyor olmamız. Buradan da çok teşekkür ediyorum arkadaşlara, çok emek verdi herkes.

Soru: Şimdiye kadar 21 ve 22’yi dinledik, 23, 24, 25 de gelecek mi?

Oğulcan: Evet, 23 var hatta şu an. Onlar yıllık gibi. 21’de metal müziği bırakmıştık, kalp kırıklıklarımız vardı, piyasaya ve etrafa karşı soyutlanmış hissediyorduk kendimizi. 22 de geçen sene bu zamanlar setteydim, uzun metrajlı bir filmde çalışıyordum ve doğum günümün sabahında yazmıştım artık 23’e giriyorum 22yi bitireyim diye. 23’ü de yazdım o bambaşka oldu; daha keyifli, şımarık bir modda oldu. Bunun güzel yanı 30’uma geldiğimde “Vay be 22’de bunu yapmışım, 23’de bu olmuş” diyeceğim. Tüm müzisyenlere öneriyorum. Adele albüm yapıyor 21, 25 diye ben de şarkı yapıyorum.

Soru: Şimdiye kadar hep kendi şarkılarınızla karşımıza çıktınız, ileride bizi coverlarla buluşturmak gibi planlarınız var mı?

Oğulcan: Cover gibi bir planımız yok, büyük konuşmayalım ileride bunu çok beğendik coverlayalım diyebiliriz ama şimdilik düşünmüyoruz.

Soru: Karakterinizi şekillendirdiğini düşündüğünüz bir kitap, bir film ve bir şarkı söyleyebilir misiniz?

Oğulcan: Şarkı Under The Bridge olabilir, bir ara dövmesini yaptırmayı düşünüyordum hala yaptırabilirim. Hayatımı şekillendirmiştir çünkü büyük bir bölümünde vardı. Red Hot Chili Peppers’ın gitaristi John Frusciante hep idolum oldu, saçlarımı falan uzattım bir ara. O da onun şarkısı o yüzden benim için çok özel bir yeri oldu. Film olarak çok fazla film var ama güncel olarak aklıma gelenlerden Nolan’ın filmlerini seviyorum, tarihi filmleri severim. Bakış açımı değiştirmiş bir film olarak American History X özel bir filmdi. Kitap olarak da birkaç kitap var, sıraya koymam gerekirse Tüfek, Mikrop ve Çelik bakış açımı çok değiştirmişti, onun dışında Gen Bencildir. Güncel olarak da Sapiens ve Homo Deus kitapları çok etkiledi. Roman olarak da Gül, Haç ve Hilal diyebilirim.

Uğurhan: Benim hiç aklıma gelmiyor bu da şöyle karakterimi değiştirmiştir diye bir film, bir şarkı. Guns’n Roses’ın Welcome To The Jungle şarkısı liselerarası yarışmayı kazanıp burs almamı sağladı.

Oğulcan: Harry Potter’ı da seviyorsun.

Uğurhan: Ya tabi ki ama öyle o kadar çok kitap var ki bir tanesine yüklemek istemedim. Genel olarak şu an yaptığımız her şey etkilemiştir.

Soru: Grup olarak en büyük hedefiniz ve idealleriniz neler?

Uğurhan: Wembley’de konser vermek

Oğulcan: Wembley’de headliner olarak Dolu Kadehi Ters Tut’u görmek ve elli bin İngiliz izleyiciyle birlikte Aldattın Mı söylemek.

Uğurhan: Roket şovlarıyla…

Oğulcan: Havaifişeklerle…

Oğulcan: Ya aslında hedefimiz güzel konserler vermek, alternatif müzik yaptığımızın farkındayız ve hayallerimiz de o ölçüde. Bu tür müziklerin olduğu sahnelerde çıksak, insanlar da eşlik etse güzel olur. İnsanlar açsın videoları izlesinler, biz öldükten sonra da dinlensin.

Uğurhan: Güzel işler çıkartalım, bizden 10-20 sene sonra da bakılsın eğlenilsin. Eskimeyen işler yapmak yani.

Oğulcan: Şu dönemde bir şeyleri etkileyebilmek, mesela birileri aralarında bir şey konuşurken konuşmaya bir laf sokmuş olmak güzel olur.

Soru: Türkiye’de çok fazla yapılmayanı yaptınız, Anamız Babamız Yok Deriz spesifik bir olay üzerine mi yazıldı? Türkiye’deki LGBT hareketine bakış açınız nedir?

Uğurhan: Anamız Babamız Yok Deriz daha geniş anlamda yazılmıştı, sonra klibi çekildi.

Oğulcan: Aslında şöyle, Anamız Babamız Yok Deriz protest bir şarkı. Baskıya karşı, intoleransa karşı bir şarkı her yönde. Bizim klip fikirlerimizin içinde birinde çocuk gelin de görelim, ateist genç de görelim, eşcinsel çocuk da görelim yani yabancılaştırılmış insanlar görelim toplumda demiştik. Ama tabi bu kadar bölmek iyi değil bir filmi özellikle kısacık olunca, şu an çektiğimiz filmin bile kurgu olarak hızlı bir kurgusu var. Sonuçta fikirlerden birini seçtik. Hem gündem, hem dönem olarak daha doğru geldi. Hem de daha sıcak hissettik o konuda bir şeyler anlatmaya kendimizi. Spesifik bir olay değil ama ülkemizdeki intiharları falan düşününce bir tuhaf oluyoruz. Hümanist bir çağda yaşayıp Türkiye’nin bu konu hakkında geri kalmış ülkelerden olması üzücü. Bakıyorsun Hollanda dediğin ülkede yıllardır özgür insanlar, hayata bir kere gelmiş bir sürü insan ve hepsi bir birey olduğunun farkında. Artık biraz gözünü açıp baksan ilim, bilim kitapları ortada; bilimin geldiği nokta ortada. Hayat işte yani yaşayıp gideceksin, çok uzun bir vaktin de yok. Yetmiş bin senedir insanoğlu yaşıyor ama sen 70 sene varsın. Yarın öbür gün araba çarpıp ölsen kimse fark etmez yokluğumuzu. Yani bırak yaşasın herkes, mutlu olsun… Günümüzün bakış açısı bu, hümanist bakış açısı da herkese toleranslı olmayı öğretiyor. Bence güzel, iyi bir gelişme insanlık adına ama ülkemiz geri kalmış bir durumda maalesef. Biz de bu şarkıyı geri kalmayalım, bakın ne sıkıntılar var onların gözünden bakmaya çalışın demek için yaptık. Daha önceki röportajlarda de söyledik; daha umut verici, yeşil, güzel bir klip yapsaydınız diyenler olmuş ama biz bu klibi LGBT bireylerine yapmadık, LGBT bireylerinin yaşamak zorunda bırakıldığı şeyleri, bu olaylardan habersiz, bağımsız veya belki bu insanlara tepki gösteren insanlara “bak abi böyle şeyler oluyor, hani buna mı kızıyorsun, buna mı tepki gösteriyorsun, bak bundan haberin var mı?” demek için yaptık. Bir de bizim için şu önemli ki grupta hep şakalı şarkılar yapıyoruz, şakalı müzik yapıyoruz ve biraz içselleştirebilmek için de normalde oturup dert edindiğimiz şeyleri gruba aktarmamız gerekiyor. Yani sadece şaka yaptığımız bir mecra olacaktı o yüzden bir deneyelim, cidden dert ettiğimiz bir şeyi ortaya koyarsak insanlar bize “bırakın bize derdinizi anlatmayın şaka yapın” mı diyecek yoksa “abi doğru söylüyorsunuz” diyecekler mi, o yüzden çok mutluyuz insanlar derdimize ortak oldular biz de cesaret aldık bu tarz işler yapacağız yani.

Soru: Kliplerle alakalı sizi en çok yoran kısım ne oluyor?

Uğurhan: Klibin çekilmeye başlamadan önceki kısmı zor oluyor.

Oğulcan: Aşama aşama değil ama o süreç zor. Bir sürü insan sana güveniyor bir şey çıkaracaksın diye; herkes gönüllü geliyor, çalışıyor ve sen insanlara bir şey sunmak için çalışıyorsun. İnsanlar bir şey bekliyor dolayısıyla bir sorumluluk var. Tabi bir maddiyet kısmı oluyor işin, organizasyon riskli bir iş. Değerini ucuza mal edebilmemiz tamamen edindiğimiz çevreyle alakalı. Baktığınızda iş değeri çok daha yüksek, yaklaşık on katı kadar. Dolayısıyla sırtımızda da öyle bir yük var ve stresli oluyor biraz ama buna değiyor. Yani o insanlara izletiyorsun, izlediklerinde yüzlerinde o gülümsemeyi gördün mü tamam diyorsun, iyi bir iş yaptık. Zor kısmı tasarı kısmı oluyor. Nasıl yapmamız gerektiğine dair bir sürü fikirler geliyor tabi çevreden. En sonunda Uğurhan’la sadece ikimiz kapanıp senaryo üstünde çalıştık çünkü çok fazla fikir sirkülasyonu oluyor, biri diyor onu yapmayın birisi bunu yapın diyor ve bu havuzda kaybolmamak adına bir yerde kapanmak gerekiyor. En zor kısmı orası oluyor.

Soru: Kliplerin kamera arkalarındaki yaşananları da bir video şeklinde paylaşıyorsunuz Youtube hesabınızda, bunlardan birinde Anamız Babamız Yok Deriz’i ilk defa izleyen Uğurhan’ı görüyoruz. Peki Uğurhan neden öyle bir tepki veriyor?

Uğurhan: O bir şakaydı tabi, hep beraber izledik ilk kez.

Oğulcan: Onun aramızda bir şakası var, ben freelance çalıştığım için klibin yapım aşamasında iş almadım ama Uğurhan o sırada çalışıyordu ve öyle bir şansı yoktu. İzin aldı iki hafta ve biz iki hafta boyunca sadece tasarı yaptık. Çalışmaya başladığında da çekmeye başladık o yüzden Uğurhan çekim sırasında bulunamadı. Gün sonlarında çektiklerimizi izlettik, edit yaptıkça gösterdik. Dolayısıyla Uğurhan sanki uzaktan “nasıl gidiyor çocuklar aferin çekin bakalım” diyen yapımcımıza döndü. Ben yönetmen o yapımcı gibi oldu. Arada sette para işlerini yürüten arkadaşa “düzgün harcayın parayı, sandviç yapın evde” gibi şeyler diyordu (gülüyorlar). Bu yüzden o izleme anı da bu yaşadıklarımızın şakalaşmış haliydi, sanki “abi yaptık işte bak ne diyorsun” “tamam koyun abi” gibi bir şey oldu.

Soru: Sizi dinleyen kitle hakkında neler düşünüyorsunuz, dönüşlere yorumunuz nasıl?

Uğurhan: Benim hoşuma gidiyor insanların şarkıları söylemesi, benimsemesi, önermesi falan. Bizim kitlemiz gibi belli bir yaş kitlesine ulaşmak gerektiğini düşünüyorum ki bizimle birlikte büyüsünler. Bizim tam istediğimiz yaş kitlesine ulaştığımızı düşünüyorum, biz de olgunlaştıkça -ki yeni albümün daha olgun olduğunu düşünüyorum- hitap ettiğimiz kitle de biraz daha genişleyecektir ama ben memnunum genel olarak kitleden.

Oğulcan: Bizim kitlemiz şu an yaş grubu olarak lise, üniversite, uzatmalı üniversiteli yaşlar 26-27’ye kadar. Daha büyüğünü istemezdim. Zaten yapamazdık büyük ihtimalle, 35 yaşındaki adamın dertlerini anlatamazdık. Yaş grubuyla ilgili mutlu olduğum şöyle de bir nokta var, bu yaş grubuna hitap edebilmek çok etkin bir gençliğe hitap etmiş olmak anlamına geliyor ve bizden sonraki nesli etkilemiş olacağız.

Soru: Sizden küçük ve müzik grubu kurup bir şeyler çıkartmaya çalışan insanlara bir öneriniz var mı?

Oğulcan: Dijital birinci kural artık.

Uğurhan: Evet, çağa baktığımızda şu an dijital ortamdan yürüyor genel olarak. Artık plak şirketlerinin starlaştırmaya çalıştığı insanlar kalmadı, internete koysunlar bence

Oğulcan: İyi müzisyen olmaya çalışmalarını tavsiye ederim, çok eskiden bir laf duymuştum: “Bir kitap yazmak için bir kütüphane dolusu kitap okuyunuz.” Dolayısıyla çok müzik dinlemek lazım. İnsanın kendini bilmesi gerektiğini düşünüyorum, “Ne ilhamlı adamım” demektense dinleyeceksin, öğreneceksin, teknik geliştireceksin, çok çalışacaksın. Tembel takılıp bir şey başaranı görmedim açıkçası, biz günlerimizi haftalarımızı harcadık. Kapanacaksınız, müzik yapacaksınız çünkü insanlar artık çok fazla bilgiye ulaşıyorlar ve bilgi konusunda seçici olmaya başladılar. Müzik de bir bilgi ve düzgün bir şeyler anlatmayan müzisyenleri dinlemeyeceklerdir diye düşünüyorum. Açıkçası müzik de artık çok zor yapılmıyor, eskiden 3 kişi çıkıyordu şimdi 100 kişi çıkıyor ve özel olmak için daha çok çalışmak gerekiyor. Çevrelerinde işlerine güvendikleri müzisyenlerle iş birliği yapmaya çalışabilirler. Bir de bizim yönelimimiz olduğu gibi yaptıklarına müzik projesi şeklinde baksınlar, işlerini görselliğe dökmeye çalışsınlar. Genel bir hissiyat oluşturmak açısından etkili olduğunu düşünüyorum, bu yüzden çevrelerinde sanata eğilimli insanlarla iş birliği yapmaktan çekinmesinler.

Uğurhan: Bize gelen mesajlarda çok fazla şehir dışından istek alıyoruz, albümden sonra bir atağa geçip dolaşma durumuna geçebiliriz.

Oğulcan: Bu şehir dışından gelen mesajlarla ilgili, biz de çok istiyoruz gelmek ama bizde bitmiyor. Tabi ki müzik yapmak keyifli ama bir yere gittiğimizde de konserin keyifli olmasını istiyoruz ve kitleyi biraz arttırmak önemli çünkü boş konser yapmak hakikaten güzel değil.

Uğurhan: Gelenler için de keyifli olmuyor.

Oğulcan: Buradan bunu hassas algılayıp yanlış anlayacak varsa da şimdiden özür diliyorum ama çok boş konser vermek de heves kırıcı oluyor, burada da yapmıyoruz. Kadıköy evimiz, her hafta konser verebiliriz ama sıkıcı bir durum olur ve yenilikler yapamayız. İlk fırsatta oralara da gelip konserler yapmak isteriz ama mesela sırf Eskişehir’e gitmiş olmak için gitmeyelim de keyifli olsun, karşılıklı zevk alınsın.

Soru: Bu konserlerdeki yemek muhabbeti nedir peki?

Oğulcan: Biz bir konserimizde sarma ve mercimek köftesi dağıtmıştık, böyle şeyler yapıyoruz ama bunu her zaman da yapmıyoruz şimdi söz vermiş olmayalım.

Uğurhan: Yemek yemeye gelmeyin yani (gülüyor)

Oğulcan: Son konser vermedik mesela yemek için gelen ortaya çıksın diye.

Uğurhan: Genel amacımız aslında evinde dinlerken gördüğü şeyi görmemeli gelenler, oraya gelmesinin bir sebebi olmalı, bir farklılık olmalı.

Oğulcan: Sahne şovu olur, başka bir şey olur; deneyim sağlamak amacımız, gittik ve şöyle bir şey oldu desinler. “Gittik, dinledik harbi gitar çalabiliyormuş adam” veya “Oha Uğurhan’ı yakından gördüm” değil yani. Onlar bitti artık, alternatif müzik yapıyoruz ve herkes yapıyor bu müziği zaten. Arkadaşlarımız resimler yapıyor, fotoğraflar çekiyor onları sergi yapıyoruz konser alanına.

Soru: Yeni albümün çıkış tarihi gibi konularda bizi aydınlatabilir misiniz?

Oğulcan: Çok kesin konuşmak istemeyiz aslında şu aşamada

Uğurhan: Evet ama muhtemelen önümüzdeki sezonda artık yeni şarkıları dinletebileceğimizi umuyoruz, albüm de o zamanlara doğru çıkarsa çok güzel olur. Tabi konserlerde de albümden veya single olarak piyasaya sürmediğimiz şarkıları çalıyoruz zaten. Bunların bir de kayıtlı versiyonunu çıkarsak çok güzel olacak. Evde kaydediyoruz ama stüdyo destekli oluyor. Albümden önce bir single çıkartma durumumuz var, kesin konuşmak istemiyorum ama muhtemelen bir düet projesi olabilir.

 

Bu güzel röportaj için Dolu Kadehi Ters Tut grubuna, her türlü yardımcı olan ekip arkadaşlarım Arda ve Ömer’e sonsuz teşekkürlerimi bildiriyor ve bu dörtlünün güzel bir fotoğrafını da buraya bırakmak istiyorum. Bu tablonun ismine “Grubumuzu elimizden çaldılar, ne yapacağız?” koyduk. Arda ve Ömer’le takılırsanız sizin de grubunuz elinizden alınabilir. Gerekli uyarıları yaptığıma göre, vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ediyor ve hepinize güzel bir gün diliyorum.

 

 

 

(Soldan sağa Oğulcan, Arda, Ömer, Uğurhan)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir